|
|
maviADA "her şey insanla güzel,her şey insan için." |
|
CENGİZ AYTMATOV FENOMENİ HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ
|
Kalık İBRAİMOV* *Kırgızistan Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi *Türkiye Türkçesine aktaran: Öğr. Gör. Muhittin GÜMÜŞ maviADA Dergisi 3.sayı CENGİZ AYTMATOV dosyası için kaleme alınmıştır. |
||||
| sayı 1 NİSAN 2008 | |||||
|
İnsanlık tarihine dikkatlice göz attığımızda, Türk-Moğol kökeninden gelerek ad salmış, insanlığın belleğinde yer etmiş iki ünlü Cengiz’in varlığını görürüz; Bunların ilki; Sarı denizden Adriyatik denizine kadar olan uçsuz bucaksız bölgeyi kılıcın gücü, mızrağın ucu ile kendine bağlayan ve böylece Avrasya tarihinde hafızalardan çıkmayacak kadar iz bırakan Cengizhan'dır. İkincisi ise, insanın iç dünyasının gizli saklı sırlarını açarak, hayata iyilik, temizlik ve güzellik ışıkları saçan, yaratıcı dehasıyla bütün dünyanın sevgisini kazanan övüncümüz Cengiz Aytmatov'dur. Cengiz Aytmatov'u, günümüzde sadece Kırgız halkının veya bütün Türk milletinin değil, insanlığın büyük bir bilge sanatkarı olarak görmeliyiz. Eserlerinin, UNESCO'nun son açıklamalarına göre 154 dünya diline çevrilmesi, Cengiz’in dünya edebiyatındaki haklı ününü kanıtlar bir göstergedir. Dalları göklere uzanan ağaçlar, nasıl vatan toprağından kuvvet alarak büyürse ve nasıl kıyısından taşan büyük nehirler duru pınarlardan çoğalırsa; Cengiz Aytmatov da Kırgız halkının binlerce yıllık ruh coğrafyasından beslenir. O, Kırgız ruhunun dünyanın manevi göklerinde parlayan yıldızıdır. Geçmişte vahşi, olağanüstü doğa ile sımsıkı ilişkide hayat sürdüren göçebe halkların - onların arasında da -özellikle eski Kırgız halkının eskiden beri hayat, kainat, insan ve hayat hakkında felsefi duygu, düşüncelerini, hayal ve kavramlarını önceden de sanatsal ve estetik bir şekilde yansıttığı apaçıktır. Cengiz Aytmatov, Kırgız halkının büyük Manas destanı başta olmak üzere okyanus kadar coşan harika şiir hazinesini örnek almıştır. Onun yazarlık sanatına şan ve şöhret kazandıran "Bozkırlar ve Dağlar" adlı eseri, adına uygun bir şekilde yaşadığı coğrafyanın bir insan gibi öyküye dönüştürülmesidir. O zamandan beri, yaklaşık kırk yıl kadar zaman, rüzgar gibi geçip gitmiştir. On dört yaşında iken savaş zamanında cephe gerisindeki hayatın bütün zorluklarını büyüklerle beraber çeken, büyüyünce de yazar olan Cengiz, o zamandan bu güne kadar hayat ve insan hakkında derin düşünerek dünyevi, çok keskin ve ciddi problemi eserlerinde yansıtmıştır. Bozüyde (çadırda) dünyaya gelerek milletinin yaşam tarzını gelenek göreneklerini, hayat tecrübelerini, idrak zenginliklerinin hepsini çocukluğundan itibaren kabullenerek, halkı ile beraber yaşayan Cengiz, eski mitoloji ve halk destanlarındaki düşünsel derinliği; çağdaş, entelektüel, felsefi ve estetik anlamda yeniden yorumlayarak insanlığın manevi zenginliğine büyük katkılar sağlamıştır. Bu açıdan Cengiz Aytmatov, Avrupalı ulusların yüzyıllar boyunca başından geçirdiği tarihi devirleri birkaç on yıl aralığında hızla geçerek, köhne ve derebeylik yapısından 20. yüzyılın sanayi devriminin yeni hayat ve düşünce tarzına geçen Kırgız halkının kaderine ortak oldu. Bu yüzden Cengiz Aytmatov'un eserlerinde, eskiden bu güne kadarki binlerce yıl arasında insanlık bilinci ile ortaya konulan bütün önemli problemlerin, dünya edebiyat ve kültürünün tarihte olan tüm devirleri ve stillerinin Batı ve Doğunun felsefi ve dini sistemleri ve ekollerinin yeniliklerini buluruz. Bu bakımdan Cengiz ağabeyimiz, araştırmacıların doğru tespit ettikleri gibi sadece milli tipte ve alandaki yazar, düşünür değildir. Ona, önde gelen insan, dünya çapında ve derinliğinde, evrensel ve manevi fenomen dersek yanlış olmaz. Bu evrensel fenomenin ışıkları özellikle milli kültür ve sanatın gelişmesine büyük imkanlar sağlayarak, onun şerefi ile 20. yüzyılın 60 ila 80'li yıllarında Kırgız sinemacılığında, Kırgız resim ve müzik sanatında özel bir Rönesans devrinin olduğunu bugünlerde bile çok büyük bir memnuniyetle belirtebiliriz. Yukarıda ifade edilen zamanlarda Cengiz Aytmatov'un her yeni eseri, o dönemdeki bütün Sovyet toplumunun ve bütün dünyanın dikkatini çekerek, büyük tartışmalar yaratmış, manevi ve kültürel hayatımızın mühim faktörü olarak önemli rol oynamıştır. Elbette ki, Cengiz Aytmatov, Sovyet rejimi döneminde yaşayan bazı ünlü çağdaşları gibi, - mesela Soljenitsin veya Saharov gibi yaşadığı totaliter rejime, komünist yönetime açıkça karşı çıkmadı, muhalif olmadı. Sadece bu dünyanın iyilik ve kötülüğünü, değişen hayatın akışını iyi anlayan eski peygamberler gibi, o Sovyet devrinde yaşayan sıradan insanların hayatını, üzüntü ve sevinçlerini, ihtiras ve sevgisini, eziyet ve sıkıntılarını, umut ve dileklerini mükemmel bir tarafsızlıkla tasvir etmiştir. İlyas ile Asel, Düyşön ile Altınay, Subankul ile Tolgonay, Camila ile Daniyar, Tanabar ile Gülsarat, Sultanmurat ile Mırzagül, Momun Çal (ihtiyar,yaşlı) ile Balık Çocuk, Edigey ile Zaripa, Abdiy ile Boston gibi kahramanların çetin kaderleri aracılığıyla o hayatın nesrini, nazmını, dramını ve trajedisini, onların bütün diyalektik çözümünü muhteşem felsefi ve sanatsal bir yetenekle yansıtmıştır. Bununla Cengiz Aytmatov, sadece Sovyet okuyucularının değil, dünyadaki bütün okuyucuların duygularını harekete geçirerek, insanları dünyanın hiç değişmeyen ebedi zenginlikleri hakkında düşündürerek, içtenlikle fikir yürütmeye teşvik etmiştir. Cengiz Aytmatov'un büyük sanat hünerine ve müstesna düşünürlüğüne okuyucuların büyük kısmının yanı sıra Muhtar Avezov, Lui Aragon, Mihail Şolohov, Dmitriy Şostakoviç, Mikel Angelo, Antonioni Garsia Markes, Daisaku İkeda gibi çağımızın Ünlü sanat adamları da hayranlıkla değer vermişlerdir. Mümtaz insan Cengiz Ağabeyimiz, kendi çağının dünyaca tanınmış büyük insanlarla aynı görüşleri paylaşarak, onlarla insan uygarlığının çeşitli meselelerini tartışan önemli konuşmalarında ciddi olaylarla ilgili raporlarında kendisinin insanı yaratıcılık yeteneğini, başka bir deyişle derin teorik ve felsefi düşünme kabiliyetini de mükemmel bir şekilde göstermiştir. Bundan dolayı evreni ve insanı tanımanın iki yolunu; sanatsal ve estetik, soyut ve teorik şeklini eşit seviyede taşıyan sanat adamlarının dünyada çok az sayıda olduğunu belirtmemiz gerekir. 20.yüzyıla göz atacak olursak, elbette ki ilk sırada Ünlü yazar Lev Tolstoy akla gelir. 20. yüzyıla ait olanlar ise: Thomas Mann, German Gesse, J.Paul Sartre Albert Camus gibi sayılı insanlardır. Çağımızda insan ruhunun bu yüce silahınm ikisine de yüksek değer veren çok yetenekli şahıslar arasında Cengiz Aytmatov da vardır. Bununla birlikte Cengiz Aytmatov'un o dönemde meşhur Roma spor kulübüne benzeyen dünyadaki Ünlü aydınları toplayarak, Issık Göl forumunun düzenlenmesi, entelektüel kahramanlığa değer harika bir olay olduğunu şimdi bile kimse inkar edemez. Neticede Cengiz Aytmatov, kendisinin bu davranışı ile bütün evrensel, entelektüel elit tabakanın meşhur önderleri arasında yer almıştır. Sonuçta Cengiz Aytmatov'un bunların hepsini birden onurlu bir devlet faaliyeti ve güvenilir toplumsal büyük özveri ile tamamlamasına herkes hayret ve şaşkınlıkla bakmıştır. Bence sağduyusu, derin düşünceleri ile bütün insanlığa kendini duyuran, Kırgız milletini ve bütün Türk ulusunu dünyaya tanıtan Cengiz Aytmatov fenomeni, bu çok yönlü ve entelektüel içerikli çalışmalarıyla kendini kanıtlamıştır. Cengiz Aytmatov, gerçekten de 20. yüzyılın çok meşhur yazar ve düşünürlerinin arasından pınar kadar berrak düşünceleri, uzay kadar sonsuz hayalleri ve benzeri olmayan bilge kişiliğyle farklı eşsiz bir dâhi görünümü arzeder. Çağımızın ünlü yazarlarından olan Thomas Mann, William Faulkner, German Gesse, Ernest Hemingway ve Gabriel Garica Marquez ile aynı sıralarda yer alan Cengiz Aytmatov, kendine has dünyasını, Eski Yunan felsefi dili ile kendi çağdaş 'Kosmo-psikologos'unu yarattı. Bu evrenin kendine ait özel mitolojisi, felsefesi ve ahiret anlayışı vardır. İlk göz atıldığında, Cengiz Aytmatov'un her bir kahramanının çektiği eziyetleri ve yaşadığı talihsizlikleri ile kendimize "tanıdık, yabancı" çağdaşlarımız gibi hissedilir. Fakat aynı zamanda onlar, tarihi zaman ve mekanın uçsuz bucaksız akışındaki hayatın sonsuz mücadelesini, insanoğlu yaratıldığından yok olana kadar devam eden mutlak ve evrensel gerçeklerini tasvir eder. Bu yüzden 'Beyaz gemi' hikayesindeki Boynuzlu Maral Ana hakkındaki efsane, Momun Çal (ihtiyar) ve çocuğun hüzünlü alınyazısından yansıtılarak, günümüzdeki Yenisey Kırgızlarının trajik tarihi ile ilişkilendirilir. Hikayede anlatılan insanın toplumdaki hayatı, rahmetli ataların adetlerini çağdaş uygarlık şartlarındaki kaderi, eziyetleri, insanın iç dünyası ve ahlakı gibi sosyal, tarihi, aksiyolojik, ruhsal, etik ve estetik bakımdaki önemli sorunlar yazar aracılığıyla insanlık için günümüzde ilk başta antolojik evrensel anlamı olan insan, doğa antinomisinin düşünce metninde felsefi ve sanatsal açıdan algılanır. Yazar hikayenin bütün ideolojik ve estetik heyecanı aracılığıyla halkın doğal tarihi, kültürel ve ruhsal tözün aslı olan manevi, töresel gerçekleri kutsal saymayınca, insan hayatının sona ereceğini içtenlikle ikaz eder. Bu yüzden 'Gün Olur Asra Bedel' romanında; sıradan bir demiryolu işçisi Yedigey’in hayat yolundaki doğru veya yanlış çizgileri, 'Nayman Ana'nın anızı aracılığı ile insaniyetin çetin hayat şartlarını eski göçebe tarihi ve hayali gelecekle birleştirir. Roman o dönemde sadece son Sovyet edebiyatındaki değil, bütün dünya edebiyatında büyük yankılar uyandırmış ve tartışmalara yol açmıştır. Bu eserin asıl düşüncesinden ortaya çıkan 'mankurtizm', başka bir deyişle tarihi bilinci kaybetme meselesi, şimdiki zamanda bütün insanlığın en önemli sorunu haline gelmiştir. Mankurtizm kavramı, günümüzde Aytmatov sayesinde dünya kültür tarihine girmiş ve uluslar arası bir terim haline gelmiştir. Dişi Kurdun Rüyaları romanında ise, insan ruhundaki afetler yörüngesi olaylarını, bundan 2000 yıl önce yaşayan Hz.İsa ve şimdiki zamanın Akbara’sına ait trajedi ile bütünleştirir. Günümüz hayatının ukdeli özgeçmişi, geçmiş tarihteki evliyanın hüzünlü hayatını yeniden deneyimleyen Abdiyas ve doğanın parlak simgesi olan Akbara tipleri ile Aytmatov, bugünkü uygarlık dünyasındaki tehlikeli, ekolojik ve etik durumların asıl ve felsefi vaziyetlerini anlatır ve yarınki kıyamet tehlikesine dikkati çeker. Şimdiki 'Kassandra Damgasi' adlı eserinde ise Cengiz Aytmatov, sanatsal ve felsefi nesne olarak bütün yer yüzünü, oradaki çeşitli sosyal sistemlerin büyük karşıtlıklarını içererek yer küresinde olan olaylara uzaydan Filofey keşişin bakış açısıyla bakarak, sonsuz endişelere kapılır. Romanda insan, evrensel ahreti önceden hissederek korktuğundan dolayı, embriyo halindeyken bile bu dünyaya gelmek istemez ve annelerinin alnına verdikleri işaretle insanlığı uyarmak ve kaderleri üzerinde düşündürmek isterler. Aytmatov’a göre bu durum, bir kıyamet alametidir ve insanların bu özel durumları okuyarak etik kirlenmeyi önlemeleri gerekir. Dünya uygarlığını gerileterek, neticede yıkılmasına neden olacak antropolojik felaket ile sosyal afetlere engel olmak için insanlığın ne yapması gerekir? Böyle varoluşluk çıkmazının çözüm yolu var mıdır? Kim bilir meselenin asılı yazarın ‘Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek' (Deniz boylay cortkon ala döböt) hikayesinde anlatılan evrensel hayat tarzında saklıdır. O romanda kaos yaşayan insanlığın soyunu koruyarak hayatını devam ettirmek için kendisinin manevi tecrübesini oğluna miras bırakıp, bu hayata veda etmesi; bundan sonra soyunu ölümden kurtaran doğa güçlerine: rüzgara, dalgaya yıldıza dönüşmesi; kısacası hayatının kurbanlık diyeti ile kaostan sağ kalıp, sonunda onu gelişen uzay haline getirmesi mükemmel bir şekilde tasvir edilir. Genel olarak Cengiz Aytmatov ‘Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek' adlı hikayesinde anlatıldığı gibi evrenin bir tarafı dünya sona ererek, belirsiz bir yerden başlarsa, ikinci tarafı sonsuz hayaller ile ulaşılamayan bulanık geleceği tahmin eder. Dünyanın bir ucu, adı geçen hikayede muhteşem bir şekilde tasvir edilerek insan ruhunun okyanus kadar derin diplerine dalıyorsa ikinci ucu yıldızların olduğu sonsuz göklerde kaybolur. Bu dünyada; insan, hayvanlar ve vahşi tabiat kargaşaları, birbirine uyum imkanı sağlayan ve birbirine eşlik eden yekpare bir uzaydır. Ondan ortaya çıkan derin anlamlar ise, Aytmatov'un antropokosmizm düşüncesi veya Aytmatov'un antropokosmizm felsefesi olarak emsali bulunmaz tesir bırakır. Gerçekten de böyle dört dörtlük olan harikulade, manevi dünyayı böyle evrensel, felsefi alemi oluşturan sanatsal dehalara, dünya edebiyatı ve uygarlık tarihinde çok nadir rastlanır. Cengiz Aytmatov'u sadece kendi milletinin manevi önderi değil, 20. yüzyılın son çeyreğindeki, dünyanın bilge kişisi, eğitimcisi seviyesine ulaştıran bu nitelikleridir. Cengiz Aytmatov'un dediği gibi, insanoğlu ne şekilde insan olabilir? Bu problematik endişe, yüzyıllardan bugüne kadar insanlığın huzurunu kaçıran, gece gündüz düşündüren bir varoluş sorunu olarak durmaktadır. İşte böyle küresel bir sorun çerçevesinde akıl yoran, bugünkü insanlık bilgelerinin ilk sıralarında Cengiz Aytmatov'un yer alması, bütün Kırgız halkı ve tüm Türk dünyası için yüzyılda bir denk gelen kut ve anlatılamaz büyük bir gururdur. Buna ilişkin Cengiz Aytmatov'un 'Ala Dağ 'da yüzyıllar boyunca yaşayan Kırgız yurdu bu dünya için ne yaptı; insanlık hünerine, kültürüne ne gibi katkıda bulundu?, deyince bizim cevabımız "Manas'ı verdi", olur. Şimdi ise, Cengiz Ağabeyimizin sözlerini biraz değiştirerek "Ala Dağ' da uzun yıllar boyunca yaşayan ak kalpaklı Kırgız halkı, 20. yüzyılda bu dünyaya ne yaptı; insanlık hünerine, kültürüne nasıl katkıda bulundu?" denince de bizim cevabımız "Cengiz Aytmatov'u verdi." olur. *Kırgızistan Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi *Türkiye Türkçesine aktaran: Öğr. Gör. Muhittin GÜMÜŞ
|
|||||
|
|
Bize
Gelenler:![]() |
Yaz 2008 çıktı...
İçindekileri
|
|||